11.5.10

buyrunuz: baharı severiz





bir mevsimi her yıl yaşayabilmek çok güzel
sağlıklıysan ve istersen çok da renkli

8.5.10

yahuya gir

YAHUdaşların hepsi bir iş, bir güç, bir etkinlik, bir detteydi. 
Buralar boş kalmıştı.
Ama herşey yavaş yavaş değişecekti.

Sevgili yahudaşlar, ben tezimi verdim. Biraz daha uyuyup dinlenip narin bünyemi bu şoktan çıkardıktan sonra sizleri de o nacizane narin bünyelerinizi sorgulamaya çağıracağım. Gelin beraber sorgulayalım. Gelin elele tutuşalım kırlara koşalım. Gelin bir şişe şarap açalım. Kah gülelim, kah susalım. Bu hayatın kahrını beraber yalanlayalım.

Ben biraz uzanıcam. iyi geceler yahu.

6.5.10

darp.



gün blogun boş bırakıldığı ve lezzetli yemek istilasının gerçekleşeceği gündür.

gün bugündür!

işte şiir :

biri der "yeter",
biri der tez!
biri der konser...
biri de hıdırellez!

mayısın altısı.
bir sabah kahvaltısı.
darbenin tam sırası, herkes gelmeli,
ekmeği, sucuğu ve yumurtası.

evet darbenin tam sırası dostlar.
darbenin tam sırası

29.4.10

son dakika! son dakika!

3. köprünün güzergahı açıklandı.

garipçe-poyrazköy.

garipçe-poyrazköy.

garipçe-poyrazköy.


yıldızınahı devam ediyor.
zaman, çıplak vücutlarımızı köyün asfaltına yapıştırma zamanıdır.

26.4.10

pırasanın başından geçenler.


öncelikle şunu belirtmek gerek.
insanlar ikiye ayrılır :
pırasa sevenler
ve
pırasa sevmeyenler.
bunu murat ertel demiş. destek veriyorum bu bağlamda.
gerçi bir de dönekler var. benim gibi. ben pırasa sevmezdim. sevmeye başlamam ise pırasaya el attığım döneme denk gelir.bu pırasa var ya, elini atan kolunu kaptırır, kıyma makinesi gibidir yani.
(böyle vahşi örnekler vermek de hoşuma gidiyor ya galiba)
neyse bunlar fasafiso.



günlerden dün.
dolapta az biraz pırasa var, bir klasiği gerçekleştirmek için evden çıkıp tavuk almayı planlıyorum.
pırasa uzun zamandan beri dolapta. kontrol etmek lazım. hooop. pırasaya çatal atmışım. acımış.üzücü bir gelişme. dışarı çıkasım da yok.

dolabı kurcalayıp taze soğan ve taze sarımsak bulmam işte böyle başladı. büyük bir mutlulukla çıktılar dolaptan soğanus sarımsaküs... başlarına ne geleceğini hiç bilmeden.

küçük küçük kesilip tavaya bıraktıklarında kendilerini, oluşan manzaraya bakıp üzüldüm. doğanın bize bahsettiği şu yeşil ağırlıklı renk cümbüşünü yerim ben. doğayı yerim.

ama atalarımız çoğu zaman hatırlattılar :

BAZEN BÜYÜK FOTOĞRAFI GÖRMEKTİR ASIL OLAN


farkedilmeyecek gibi değil : soğan ve sarımsakların arkasında pusu kurmuş oleik asidi düşük heybetli bir zeytinyağı işte tam oracıkta duruyor :

HEPİNİZİ KARAMELİZE EDECEĞİM ! der gibi

aslına bakarsanız, soğan ve sarımsağın tazesi o kadar takdire şayan bir lezzete sahip ki onları karamelize etmeyeceğim. yani ne öldüreceğim onları, ne de yaşatacağım. acıların en büyüğü. acımasızlıkların en canicesi...

HOHOHO. (yok bu gülüş buraya uymadı)

işkencenin dozunu arttırmak gerek : evde yapılmış biber salçası ve domates salçası.

"salçalar on saniye önce belirmişlerdi ama asıl katiller onlardı. zeytinyağı esirlere işkence uygularken gözlerinden ateşler çıkıyor 'daha çok kan, daha çok kan!' diye bağırıyorlardı"

emilzola


ehe. Ve olaylar gelişir. Bilinmeli ki, Bundan sonra olacaklar için üzgünüm. Öte yandan kimseyi de suçlayamam.

İşkence başlamadan önce...












Karabiberi unutmamak lazım.












yoksa onlar kuzukuşbaşı mı. işkence izleri duvarlara sıçramış mı? Oh my golly.












Ve final. üzgünüm. herşey makarna içindi.

Sucuğuma dokunma

YAHU iftaharla sunar:
Bir sucuk
Bir ateş
Bir aşk
Dört insan.

25.4.10

hissiyat.

derinim.
özgül ağırlığım kadar,
ve dibe battığım kadar derinim.


boş geçmesin kimse.
bırak gelsin.
gelsin şişeler ve gitsin şişeler.
hem de,
boş şişeler kadar derinim.


24.4.10

ne yaptığınızı halen biliyorum.

sabah uyandım. bir süre sonra ceketimin cebinde kalmış telefonuma ulaştım ve gördüm : 27 cevapsız arama vardı haz tarafından gece vaktinde yapılmış. gece dışarıda olduğunu biliyordum ama kerenlerle birlikteydi, ne olabilirdi ki? yine de merak ettim, hemen telefona sarıldım, gerçekten korkmuştum...



telefon çaldı,

-dıııııııııııt







- dıııııığğıııııt

-alo (titrek bir baayan sesi)
-alo
-ben keren (titrek bir ses ile)
-aa keren ben de merak ettim haz aramış gece baya.
-yok yok... ıı şey.... dışarı çağıracaktık seni de... (titrek ses devam ediyordu)
-ha tamam konuşuruz.
-tamam baybay şeker (titrek sesin allahı vardı allahı!!)

yüce tanrım!

hayır hayır daha da fenası..


YÜCE TANRIM!


korkunç bir durumla karşı karşıyaydım, polisi mi aramalıydım acaba.
hiçbir şüphe uyandırmadan kapamıştım telefonu ama... anlamıştım...

küçük, saf ve yalnız haz,

HAZ'A KIYMIŞLARDI.
(just like they killed kenny)

ve bunu örtbas etmeye çalışıyorlardı.
o telefonda gördüğüm 27 arama... evet o 27 arama hazar'ın yardım çığlığıydı. hepsi benim yüzümden. hepsi benim yüzümden. hepsi benim yüzümden.

yüce tanrım.


NASIL KIYDINIZ.

gamsız , vicdansız, bir o kadar da patavatsız löplöpler sizi!







neyse , naber aabi?


23.4.10

Bayramımız

Arkadaşlar, sevinelim,
Hep gülelim, eğlenelim;
Sıkılmasın hiç canımız;
Çünkü bugün bayramımız...
Oyun, alay, dernek düğün,
Hepsi bizim işte bugün...
Çocuklara hor bakmayın;
İncitmeyin, esirgeyin...
Ana yurdun oğlu, kızı,
Umut veren şen yıldızı.
Yarınları parlatacak;
Şenlenecek her bir ocak...
Korunacak cumhuriyet,
Yükselecek bu memleket...

20.4.10

yıldız'ın ahı


evet.
yıldız'ın ahı tuttu.
bugün içinde nüfus cüzdanımla beraber cüzdanımı kaybettim.
allahtan içinde bir sıfırı eksik yıldız parası vardı.

evet de neden beni tuttu?
4 kişiydik biz.

19.4.10

Turuncu neye yakışır neye yakışmaz sorusuna cevaplar

Turuncu Portakala yakışıyor. Kesinlikle yakışıyor. Keren tatlı bir ısrarla çok doğru bir noktaya parmak basıyor.












"Turuncu" olgusunu göstergesel boyutta ele aldığımızda, Meh'in de ele aldığı gibi Hollanda turuncuya, turuncu Hollanda'ya günümüzde çok yönlü bir mekanizma haline gelen simgesel estetizeleşmenin belirlediği çerçeve içerisinde yakışıyor.
(Bu yolla her şey her şeye yakışabiliyor, trust me)


Turuncu başka neye yakışıyor? Keren bu konuya değinmeye başladı başlayalı bunu düşünüyorum.


Ve?


Evet sevgili dostlar, turuncu güneşe yakışıyor!
Yalansa yalan deyin (bu konu kapansın)


"Hayır yalan, yalan bi kere, koca bir yalan!" demeden önce hatırlatmak isterim:


Güneş bir YILDIZ. 

18.4.10

boğazımdan geçenler.

üzgünüm.

yeni aldığım trakya eski kaşarını küp küp hale getirdim.
keçi sütünden yapılmış gouda peyniri için ise tüyler ürpertici diyebiliyorum sadece.
keçi sütü abi keçi!!!
belki de bir dağ keçisinden!

araya pastırma serpiştirmişim. tahtanın üzerine dizip kürdanları batırmışım.
6milyona dia'dan aldığım müthiş garip şişeli şarap da mis gibi çıkmaz mı.

sevgili yahudaşlar. işte bunlar sizsiz boğazımdan geçenler. üzgünüm. elif kadar dayanıklı ve iradeli olmadığımı biliyorsunuz artık.
bir fotoğraf makinem olsaydı inanın çekerdim fotoğrafını. inanın bana.



ps. ayıptır söylemesi.
ps2. hepsinin kaynağı bellidir, gider alırız, afiyetle yeriz, ben üzüldüm, siz üzülmeyin.

17.4.10

kilic malikanesi


önce rumelifeneri şimdi samandıra peki ya sıradaki spontane ne? diye sormam salaklıktı
spontane tane tane bir şey
nar gibi
yiyorsun yiyorum yiyor
zaten yaptığımız pek çok sey salaklıktan ibaret
ama işte
salaklıklar bizi komik kılıyor
komik olmak en güzel şey olmasın sakın?
bilmiyorum.
banane

dünyalar alemi

sanırım turuncu bir tek portakalda güzel duruyor.

16.4.10

kare bu

belki de 13 yil oldu. halen seviyorum. ya hastalikli bir iliskimiz var ha yastalikli bir iliskimiz...


I live cement
I hate this street
Give dirt to me
I bite lament
This human form
Where I was born
I now repent



dayanamiyorum ikinci bolum de yazilmali

Give me wide
Ground to run
And foregone
Lets me knife
Knife me lets
I will get
What I like


15.4.10

insanın kimliği yazgısını belirler mi
beynimin ön lobunda neler oluyor
dünya bir sahnedir diyen şeykspir
bu durumda suflör olmama ne derdi

"yahu" nedir? sorusuna cevap veren post.

merhaba,

ben m. normalde sabahları uyanmam. öğlenleri falan. bazen akşamüstü. günün çoğunu geçirmiş olmak bazen koyuyor. yapmam gerekenleri yapmak için toparlanmaya başlayana kadar güneş kayboluyor. fazla alkol yoksa bünyemde, en erken de 4 gibi yatarım. en geç de 4 buçuk gibi bu aralar. yani anlayacağınız, bu yarımsaat içinde yatıyorum. ha bir de imla hatası yapmayı sevmem, ama yaparım. böyle bir insanım sonuçta. şimdi beni tanıdınız. umarım iyi buldunuz, hoş buldunuz.

okula giderim, nadiren. mecburiyetten olan bir dersim ise sabahın köründe. bu derse pek gitmedim. zaten böyle teorik meorik bişeyler falanlar feşmekanlar, her ders ayrı hoca girmekte. yılsonunda da muhtemelen sınavda atış serbest yöntemi uygulanacak. neyse. geçen günlerde büyük bir azimle bi kaç saat uyuyup bu derse gitmiş bulundum. hocamız tanıdık bir simaydı, mevzuları bir ingilizce bir türkçe hızlı bir şekilde anlatıyordu, herşey çok garipti. daha iyi tanımlamak adına ; okul /sabahkörü/sınıf/ ders /ben bağlamında duruma baktığımızda ben kendimi daha çok halüsinojen almış patojen bir varlık olarak kategorize edebilirdim. sonra hazud'un bana aldığı ve ilk defa o derste kullandığım defteri açıp arkasına ne akla hizmetle hikaye yığdım minicik yazıyla. gerçekten berbat oldu. irite de ediyor. o yüzden buraya yazıyorum.


yolda gidiyordum.kaldırımı deneyimledim.yol kotundan 7 cm yukarıdan seyrettim dangalak perspektifi. kuş gördüm. tek ağaçta. tek ağaç vardı. kuş. böcek yedi. yedi böceği. yolda gittiğimi biliyordum. yolda gidiyordum.hayvan gibi bir bina ile karşılaştım. bir hayvan büyüklüğünde olması onu bir bina olarak küçük kılar. bir öküz kadardı. çocuklar ve cüceler için. bir parkta. terlikleri çıkardım elimden. kuma basmışım. binaya girmişim. kuş ise içerideydi. ağzında böcek parçası kalmış.

-ey böcek parçası !
-efendim.

bana gelince,ben insanım, ağzımın kenarından sarkan bir çikolata parçasını dilimle alırım ben. gagasının içinde dilsiz bir kuş. belki bu yüzden ötüyor. evet bunları düşündüm, düşünmesem de bu sonuca vardım. üstelik dediklerinin aksine, düşünmesem de varım. herkes hata yapabilir, burası da çömelip durmak için bile rahat değil. havasız birincisi, varlığımı kaybetme riskine değmez. çıkmak gerek. kuş çıktı, böcek parçası kaldı.


neyse, sonuçta, sanırım bu bir rüyaydı.

12.4.10

2


'2 Atoms In a Molecule' from dan jones on Vimeo.



*Kovboy çizmelerinizi giyin
*bir sandalyenin ucuna oturun
*bir kolunuzun dirseğini bir bacağınıza dayayın
*öbür bacağınızı hızlı hızlı yere vurun
*öbür elinizin avuç içiyle de bu bacağınızın üzerine aynı ritimde vurun
*bir yandan videoya bakın
*gülümseyin.



İşte ben bunu seviyorum YAHU;


sevgili yahu, sana her hangi bir posta yazamayacak kadar dertli ilan ettim kendimi. Yazamayacak kadar boş, yazıya dökemeyecek kadar üşengeç, süzgeç, güleç.


Çok gülüyorum bu aralar---->ha ha ha


Hayır çok eğlendiğimden değil, beynimde kalan son neşe kırıntılarını da dışarı çıkarıp artık ciddi bir insana dönüşüyorum bence. Hayatı ciddiye alacağım sonra birden bire sanki. Öyle ki, oturup tezimi öyle bir yazıcam ki Haziran'da çıkacağım tez jürisinde alkışlar benim için gelicek "şak şak", "ellerine sağlık", "doktora tezi adeta!" ... ha ha
...
İşte gördüğün gibi yahu, drama yoksa çok güzel yaratılır, ama şahsi tercihim kendi kendine gelmesi. Benimkinin çok yaklaştığı kesin. Sıkıntılı bir heyecanla gelmesini bekliyorum; zaten bu yüzden dertliyim ya yahu.


Ama hayır yahu hayır. Kimse bir anda değişmez, insanlar sadece bir anda farkına varırlar bir şeylerin. Bir de içinde bir şeyleri bastırmak vardır, bazen yararlıdır; benim işimi şu an görürdü. Bastır yahu!


Ah yahu ah. Ben neden saçmalıyorum buraya yahu? Saçmalamak en doğal hakkım ama neden buraya, yazık değil mi hazar'a mehmet'e ceren'e yahu! Bu postaya bir kere başladım postalayacağım o yüzden. Burdan size ve kendime başladığım işi saçma bile olsa bitiririm mesajını yolluyorum.


Yukarda size olan özlemimin temsiliyeti olarak isimlerinizi en büyük boyda ve şarap kırmızısı renkte yazdım. Umarım beğenmişsinizdir.


Tüm içten sevgilerimle yahu,
Elif